7 Şubat 2010 Pazar

Benim Cennetim


Dün gece "My Lovely Bones" filmini izledim. Öyle pek ahım şahım değildi, evet... Oscara en iyi film aday olamdığı için çok tepki gelmişti ama pek de hak ettiğini söyleyemem adaylığı. Neyse...


Film ne olursa olsun, "cennet" fikri hakkında düşündürüd beni. Nasıl bir cennet istediğmi sordum kendi kendime. Sanırım dört mevsimin olduğu bir cennet isterdim. Kar yağsın isterdim hiç kuşkusuz. Ama soğuk olmasın, olmayıversin. Kar yağarken denize girebilmek isterdim cennetimde. Üşümeden... Hatta terlemek de istemezdim, sadece hissetmek mevsimleri... Renkleriyle ve kokularıyla, tenimdeki hafif dokunuşlarıyla. Ürpererek, ısınarak...


Bütün sevdiklerim de, cennetimde benimle olsun isterdim. Ölü veya canlı, hatta ebedi... Büyümek ve yaşlanmak da olurdu cennetimde. Hatta belki acısız bir ölüm de, ancak yeniden doğacağını, doğacağımı bilirsem...


Sonra aklımadaki senaryoların, aklımdaki oyuncularla ekrana taşınmış halini elimde bol yağlı, bol tuzlu patlamış mısırımla izlemek isterdim. Sonunu bilsem de, merak etmek...


Bütün bunları düşünürken fark ettiğim ise, hayatın bana adil davrandığıdır. Daha yaşamak istediğim çok şey olsa da, pişman olduğum oldukça az şey var şu kısacık hayatımda. Ve cennetimde, hiç pişman olmamayı isterdim sanırım.


Cennetimin dünyam gibi olmasını isterdim kısaca. Ama iplerini elimde tuttuğum, gidişatını yönlendirebildiğim dünyam gibi. Ben cennetimden dünyayı izlemeyi değil, cennetimde dünyayı yaşamayı isterdim, kelimlerle ifade edemeyeceğim kadar mükemmel bir biçimde.

24 Mayıs 2009 Pazar

Sınav

Zamanım daralıyordu. Son 20 dk. Hayatımın aptal bir kalemin ucunda olduğu gerçeği canımı fazlasıyla sıkıyordu.
Ömrümü buna harcamıştım sanki… Hayallerimi bunun üstüne kurmuştum.
Her gece ağlamıştım. Ne kadar gözyaşı döktüğümü ben bile bilmiyordum. Yastığım ıslanmamıştı çoğu zaman. İçime akıttım gözyaşlarımı. Yahut umutlarımla sildim gözümden. Bitmiş olmasını dildeğim her gece. Nasıl olacağı hiç önemli değildi. Hayatımın sonu olsa bile bitmiş olmasını diledim.
Ve şimdi son 20 dk. ve benim çözecek sadece bir sorum… Özgürdüm işte. Bitmişti. Son bir soru kalmıştı bu işkencenin bitmesine.
Sınav bitince ailemin yanına koşacak, eve gidip doğru cevapları dinleyecektim. Sonra da sevinecektim. Ama bir boşluk vardı planımda. Bu plan sadece varsayımlar üzerine kuruluydu. Hayatımda sadece varsayımlar vardı. Ama ya gelecek? Ya gerçekler?
Dersane denemelerim fena sayılmazdı. Etrafımdakilerin beklentileri vardı. İstediğim okulu kazanabileceğime ben de inanıyordum. Ama ya olmazsa? Ya kazanamazsam? O zaman ne olacaktı peki? Bir B Planım yoktu. Hiçbir zaman da olmamıştı.
Herkes bana güveniyordu. Başaracağıma inanılıyordu. Ama ya başaramazsam? O zaman belki de herkes bana sırt çevirecekti. Benimle yolun sonuna kadar gelecek, her daim yanımda olacak kaç kişi vardı ki? Taş çatlasa beş-on kişi. Sonrası zifiri yalnızlık… Belki de hayatımın ucuna sadece 20 dk. kalmıştı.
Kitapçığıma baktım. Son soru. Kalan son soru. Kafam karıştığı miçin son abıraktığım matematik sorusu. Şimdi kafam çok dinçti sanki.
Sınav… Ne iğrenç bir kelime… Ne pis bir yarış…
Son soru. İpi göğüslemem için yapmam gereken soru. Son… Hayır yapamayacaktım. Kazanmak için sonuna kadar savaşmıştım. Ama şimdi, kalbim yerinde duramıyordu. Zincirlerini kıracaktı. Onu varsayımlara hapsetmiştim oysaki. Gerçekler bu kadar birikmiş miydi de kafesi yetmiyordu kalbime?
Ve sonra gitmesine izin verdim. Şimdi etrafım gerçeklerle çevriliydi. O kadar acımasızlardı ki dayanamıyordum. Kaçmak, kurtulmak istiyordum.
Pencereden parlayan kırmızı ışığa baktım. Beyaz bir martıdan geliyordu. Özgürlüğün renkleri olmalıydılar. Beyaz martının kanadına bindim ve özgürlüğüme gittim.
İşte bu kadardı…
Üzgünüm, sonuna kadar gelemediğim için. Daha kötüsü bu iğrenç yarışa hiç “hayır” diyemediğim için… Fazladan yer işgal ettiğim için bu pislik yerde. Üzgünüm hayallerim. Üzgünüm umutlarım. Üzgünüm geride bıraktıklarım.
Her özgürlüğün bir bedeli vardır.
Üzgünüm…

Yaşamın Kıyısında, İnce Bir Çizgide



Gülümse… O, yanında ölürken gülümse. Başkasının olurken gülümse. Severken gülümse. Kaybederken gülümse. Daima gülümse…
Oysa o kadar zor geliyor ki şimdi bana gülümsemek.
Öyle iyi hatırlıyorum ki onu ilk gördüğüm anı. Kalbim durmuştu. Beynime kan gitmiyordu. Öyle mükemmeldi ki… Benim gibi değildi. Yıpranmış, bezmiş, mutsuz değildi. Aksine her yöne gülücükler dağıtıyordu.
Bana “seni seviyorum” derken de gülüyordu. Oysa ben ağlıyordum. Ben hiç gülmedim ki… Nasıl gülünür bilemem. Mutluyken de ağlarım, hüzünlüyken de.
Elimi tuttuğunda ikimiz de şaşkındık. İlk defa ona sarılmak istemiştim. Ben hiç sarılmazdım oysa. Seviyorum demez, gülmez, öpmezdim…
Hayatımı değiştiren o ana dek. Beni öptüğü ana dek… İkimiz de ağlıyorduk. Onun gözyaşlarının tadını alabiliyordum ilk defa.
İnsan mutluyken de ağlar, evet ama gözyaşı bir farklı akar bilir misiniz?
O mutlu değildi, biliyordum. Sonra bana acı haberi verdi. Gidecekti… Beni bırakıp gidecekti. Hem de ebediyen.
Sonra bir başkasını tanıdım. “Eğer ruhunu bana verirsen, benim için çalışırsan, o gitmez” dedi. Bir başkası ne derse yaptım. Ağlat dedi, ağlattım. Üz dedi, üzdüm. Hayatının anlamını yok et dedi, yok ettim. Üstelik bunların hepsini ona yaptım. Şimdi öldür diyor bir başkası. Hayır, öldürmeyeceğim. Hançeri onun ateşten bedenine sağlayacağım.
Bir başkası ellerini kaldırdı ve bağırmaya başladı. “Bana ihanet eden, cezaların en kötüsünü alır!”
Bir başkası onu tek hamlede öldürürken benim de gülümsememi istiyordu. İçimdeydi. Hayır diyemiyordum. İki damla gözyaşıyla beraber güldüm. Dudaklarımın biçimi öyleydi sadece. Oysam içim ağlıyordu. Kalbim aşıktı. Dudaklarımdan ilk defa “seni seviyorum” sözcükleri döküldü. Sonra o yok oldu.
Şimdi sıra bende. Ben de öleceğim. Yüreğimden sadece ölüm geçiyor. Evet, ölü olmak için bu yeterli. Dudaklarımda onun gözyaşlarını hissediyorum. Demek ölüm bu… Aynı anda onun da benim gözyaşlarımı hissettiğini biliyorum. Birazdan ona sarılacağımı biliyorum. Ölü müyüm, değil miyim bilmiyorum belki ama cennette olduğumu biliyorum… Belki yaşamın kıyısında ince bir çizgideyim. Kimin umurunda? Onun yanındayım ya…

Umrumda Değil...



O gidince anladım aslında ne kadar aptal olduğumu. Dünyada milyonlarca şeytan vardı ve birisi benim kalbimdeydi.
İnsanlara kolay değer veriyordum ben. Kalbimi yıpratmalarına hemen izin veriyordum. Öyle ki belki hiç kapanmayacak yaralar var artık kalbimde.
Onu da sevmiştim karşılıksız. Onu sevmenin beni her gün yok ettiğini bile bile. Onun içinde, onun kalbinin bana ait olan kısmında bir şeytanın gizlendiğini bile bile. Ölesiye…
O beni üzdükçe ben ona bağlandım. Yanlış anlamayın. Ben “o”na bağlandım, kalbindeki şeytana değil.
Ama kalbindeki şeytan benim karşılıksız sevgimden güç aldı her gün. Ve büyüdü. Yürek kadar büyüdü şeytan.
Ben sevmeye devam ettim. O da zarar görüyordu benim sevgimden, onun kalbinde de yeri asla dolmayacak bir boşluk genişliyordu. Ve bana olan sevgisi git gide nefret, intikam ve hırsa dönüşüyordu.
Başka bir hayatım kalmamaya başladı. Sadece onu düşünüyor; kalbindeki şeytanı nasıl yok edeceğime dair planlar kuruyordum.
Aslında tek bir çözüm vardı. O bana ve kendisine daha fazla zarar vermeden gitmek, yok olmak. Onun için yok olmak... Ama bu benim için her geçen gün daha da imkansız bir hal alıyordu.
Derken şeytan, benim ona olan muhtaçlığımdan güç alarak benim de yavaş yavaş içime girdi. Beni de “o”na, benden nefret edene çevirmeye başladı.
İşte o zaman; onun bütün sevincini, ona kattığım bütün değerleri yok eden şeytan, benim de içime girmeye başlayınca “dur” dedim.
Ondan uzaklaştım. Çünkü içimdeki şeytandan kurtulmak istiyordum. Ona yaptıklarımın sona ermesini…
Ama beni rahat bırakan şeytan, onun içinde hiç çıkmadı. O zaman anladım. O, şeytana benim ona muhtaç olduğumdan çok daha fazla muhtaçtı. O sevilmemeyi, yalanı, nefreti, intikamı ve en önemlisi hırsı seviyordu. O şeytanı seviyordu. Kalbindeki şeytanı…
Beni üzmeye çalışan oydu! Şeytan ise sadece bir yardımcı... Bir araç.
Şeytan siz istemediğiniz sürece size hiçbir şey yapamaz.
Ondan vazgeçtim. Huzurluyum, mutluyum. Ama kalbimdeki iz… Onu kimse kapatamayacak. Hiçbir yeni. Hiçbir sevgi…

Neler dinlenilirdir?


Get a playlist! Standalone player Get Ringtones